backimg
         
         
   
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left
Bizden Haberler
page_bottom_left page_bottom_left
Kurumlarımız
page_bottom_left
33250214-030f-4f97-8f0b-77f3027bae20-1.JPG   POOL&MORE BİLARDO KULÜBÜNÜN DESTEĞİ
 
Pool&More Bilardo Kulübünün düzenlemiş olduğu turnuvada Lions kulübü ve Kraliçe Kelebekler yardım kuruluşunun iş birliği ile kurumumuz adına bir yardım toplandı. Bu turnuvada bizden yardımlarını esirgemeyen Pool&More Bilardo Kulübünün kurucusu Murat TEKER' e tekrar teşekkür ederiz.
 
c7a37ecc-814f-470b-9746-3dc6847d69c9-1.jpg   Leonarda Da Vinci Avrupa Birliği Mesleki Eğitim Programı
 
Leonarda Da Vinci Avrupa Birliği Mesleki Eğitim Programıdır. Tüzel kişilik sahibi tüm resmi ve özel kurum ve kuruluşlar, eğitim kurumlarıyla KOBİ, STK ve yerel idareler Leonardo da Vinci projesi sunabilmektedir.

Yağmur Çocuklar olarak kültürler arası iletişim başlıklı “Leonardo Da Vinci Hareketlilik Projesine” katılmış bulunmaktayız.  Projenin planlama aşaması 4-8 Ekim 2010 tarihleri arasında Berlin’de idi. Yapılan çalışmaların ardından planlama aşamasını başarıyla tamamlandık. Berlin dönüşünde önümüzde Avusturya’da gerçekleştirilecek yoğun bir çalışma programı vardı.

İstanbul’da yapılan hazırlıklardan sonra 14-18 mart 2011 tarihleri arasında Avusturya’daki çalışmalara katıldık.  Avusturyalı proje ortaklarının değimiyle özellikle Türk katılımcılarının bulunduğu workshoplar oldukça dikkat çekiciydi.

Bizler Anadolu’dan farklı kültürlerden geldiğimizi, Türklerin yanı sıra; Kürtler, Çerkezler, Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler vs. oluşan bir medeniyetler topluluğu olduğumuzu ve farklı kültürlerle bir arada dinlerimizi özgürce yaşadığımızı, farklı yaşam tarzlarımızı anlayışla karşılayarak kaynaştığımızı anlattık.

Bu çalışmaların sonunda birçok önyargı giderilebildi ve öğrencilerin farklı kültürleri anlamaya çalışmaları sağlandı. İyi dilekler ve güzel paylaşımlarla Avusturya’daki çalışmalarımızı bitirdik.

8-10 haziran 2011 tarihleri arasında Avusturyalı ve Alman konuklarımızı İstanbul’da ağırladık.  İstanbul’da workshoplar  ve yapılan çalışmalar konuşulup değerlendirildi. Workshoplar üzerinde incelemeler yapılıp, düzeltilmesi gerekenler düzeltildi. Son olarak da Müfredat yazılıp projenin çoğunluğu tamamlanmış oldu.
 
- - - - - - - - - -
 
 Das Program Leonardo Da Vinci Finanziert Praxisorientierte Projekte im Bereich der Beruflichen Bildung. Alle offizielle und private İnstitutionen und Unternehmen in From einer juristischen person schulen klein und Mittelbetriebe sowie Kommunen können an Leonardo Da Vinci Programms an dem Mobilitatsprojekt  Interkulturelles  Verstehen in der BEhindertenbegleitung teilgenommen. Die Planungsphase dessprojekts hat zwischen dem 4. Und 8. October in Berlin stattgefunden. Nach unseren Vorbereitungen in İstanbul haben wirzwischen dem 14. Und 18. Marz 2011 an den workshop in Österrich teilgenommen.Unsere europaischen Kollegenlopten die vielfaltigkeit in den Workshop, an denen wir teilnahmen. Unsere vortrage basierten insbesondere darauf, dass wir in Anatolien einen sehr reichen und unterschiedlichen kulturellen Hinterrrund haben dass neden den türken in der Türkei viele Volksgruppen wie z.B. die Kurden, Tscherkessen, Armenier, Griechen, Syrer, juden u.a. leben und wir eine Gesellschaft von Zivilisationen sind, dass diese unterschiedliche Kulturen ihre  Rligion frei ausleben und dass jeder die unterschiedliche Lebensweise des Anderen anerkennt.

Am Ende dieser Workshops war ein wichtiges Ziel erreicht: namlich dass viele Vorurteile abgebaut wunder und die Studierenden sich fremden Kulturen mehr annaherten. Mit guten Wünschen und schönen Erinnerungen verabschiedeten wiruns.

Vom 08.06. bis zum 10.06. hatten wir Gäste aus Österreich und Deutschland. Mit diesen haben wir die Workshops diskutiert und bewertet, sowie die erforderlichen Änderungen und Korrekturen vorgenommen. Zuletzt wurde das Curriculum erstellt. Wir bedanken uns bei allen Teilnehmern.

Graz: Eduard Berdnik, Elisabeth Gierlinger-Czerny, Heinz Payer, Ulrike Peuerböck, Birgit Poier, Erich Sulze http://abz-wielandgasse.caritas-steiermark.at/bildungsangebote/ausbildung/behindertenbegleitung/eu/interkulturelles-verstehen-in-der-behindertenbegleitung/r
 
Berlin: Bernd Friedrich, Sabina Horn, Süreyya Kaya, Antje Lopez, Michael Richardt
http://www.elisabeth-schulen.de/Ueber-uns,Projekte.html

Istanbul: Adnan Cakir, Fatih Fidan, Deniz Karci, Özge Kaynak, Sinem Sari, Nergiz Taskin, Ceyda Inci Toker, Mehtap Yilmaz
 














- - - - - - - - - -


MERHABALAR,

Bugün farklı bir kültürün ve dinlerin mensubu olan sizlerle birlikteyiz. Bu haftanın özellikle önemine
değinmek istiyorum; Birincisi Avrupa Birliği haftası olması, ikincisi de Türklerin Avrupa’ya göçünün 50.
yılına rast gelmesidir. Ana konumuz kültürlerarası farklılıklar ve bunların engellilere yansımasıdır.

Buradaki workshopların ve haziran ayında İstanbul’da yapacağımız çalışmaların farklı kültürlerin
yaşam tarzını tanımaya, bir arada yaşamayı geliştirmeye yardımcı olacağını düşünüyoruz.

Geçmiş tarihe baktığımızda insanlar yıllarca at sırtında gezerken, bugün ise internet ve hızlı ulaşım
araçları üzerinde farklılıkları tanıma fırsatı buluyor.

O yıllarda, Türkiye de Afrika ve Asya’dan göç alıyordu. Şu anlaşılıyor ki, fakir ülkelerden göçün nedeni
ekonominin yükselmesiydi. Siyasi bir takım anlaşmazlıklar olsa da bizler farklı kültürlerden olup bir
arada yaşamayı başarıyoruz.

Bu da gösteriyor ki ;

Türkiye’de yaşayan Hristiyan, Ermeni, Rum vatandaşlarımızın ekonomik seviyelerinin Türk
vatandaşlarından daha iyi olduğu da karşılaştığımız bir durumdur.

1960’larda Almanya ‘ya göç edenlerin Türkiye’nin kırsal kesimlerinden, doğu bölgesindeki köylerden
geldiğini söylemeliyim. İnsanlar halâ Türkleri fesli, çarşaflı olarak tanımaktadır. Gözleme gelen öğrenci
arkadaşlarımızın Türkiye‘ye geldiklerinde şaşkınlıklarını ve gördükleri misafirperverlikten ötürü
duydukları memnuniyeti dile getirmişlerdi. Tüm yabancı öğrencilerin Türkiye’ye gelip görmelerini ve
misafirimiz olmasını, gördüklerinde bizleri daha yakından tanıyacaklardır.

TEŞEKKÜRLER

ADNAN ÇAKIR
YAĞMUR ÇOCUKLAR
 
  ''Atım Hayat Açılan Kapım Projesi'' Şenliği
 
Yağmur Çocuklar, Yeni Harbiye Lions Kulubü, Şişli Belediyesi ve Göllü Binicilik Okulunu'nun birlikte yürüttüğü 
''Atım Hayata Açılan Kapım'' projesinin şenliği 10 Mayıs 2012 tarihinde Göllü Binicilik Okulunda gerçekleştirildi.
2011 Temmuz ayından itibaren devam eden prpjemizin şenlğini yapmış olduğumuz hafta 41. haftaya denk geldi.Projemize 41 kere maşallah deyip daha uzun süre sevam etmesini diliyoruz.
 
6cf1b74c-c342-43ff-b7df-f7841ea829d6-1.jpg   Yağmur Çocuklar İTÜ Denizcilik Festivali'nde ; 27-28-29 Nisan'da...
 
İ.T.Ü DENİZCİLİK FAKÜLTESİ 27-28-29 NİSAN 2012 DENİZCİLİK FESTİVALİ PROGRAMI
 
27 NİSAN
09:00 - 17:00: Denizcilik Kongresi
09:00 - 17:00: Yurt dışından ve İl dışından gelen misafir öğrencilere İstanbul Gezisi
12:00 - 16:00: Kürek-Yelken Başlangıç düzey eğitimi
11:00 - 16:00: Akdeniz Gemisi gezisi ----  Seyir Kulesi Gezisi-----Simülatör Merkezi Gezisi
12:45 - 13:15: İstiklal Marşı ve Tören
16:00 - 17:00: Yağmur Çocuklar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezi Öğrencileri Gösterisi (2 Gösteri)
17:00: Genel Açılış
17:15 - 18:15: İTÜ Konservatuar Grubu
18:30 - 19:30: İTÜ Dans Kulübü
19:45 - 20:45: GRUP VETO
21:00 - 22:00: RH(+)BLUESBAND (CAZ MÜZİK BAND)
 
28 NİSAN
11:00 - 16:00: Akdeniz Gemisi gezisi ----  Seyir Kulesi Gezisi---- Simulatör Merkezi Gezisi
11:00 - 16:00: Ücretsiz tekerlekli sandalye dağıtımı için yetkililerin ölçme-değerlendirme yapması
11:00 - 17:00: Yelken Yarışları
17:00 - 17:30: Yağmur Çocuklar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezi Öğrencileri Gösterisi
17:45 - 19:00: VALE AS
19:15 - 20:45: EMİR YARGIN
21:00 - 23:00: YÜKSEK SADAKAT
 
29 NİSAN
11:00 - 16:00: Akdeniz Gemisi gezisi ----  Seyir Kulesi Gezisi----- Simülatör Merkezi Gezisi
11:00 - 16:00: Ücretsiz tekerlekli sandalye dağıtımı için yetkililerin ölçme-değerlendirme yapması
11:00 - 17:00: Yelken Yarışları
12:00 - 17:00: Kürek Yarışları
17:00 - 17:45: Yağmur Çocuklar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezi Öğrencileri Gösterisi
18:00 - 19:30: SAHTE RAKI
19:45 - 21:15: ALBATROS
21:30 - 23:00: BULUTSUZLUK ÖZLEMİ
 
 Not: Festival oyunları 3 gün boyunca sabahtan akşama kadar devam edecektir. 
 
79f2db14-54da-409b-b147-06cec5712c4d-1.jpg   SARIYER Şubemizde Mesleki Eğitim Kursumuz Açılmıştır
 
Yağmur Çocuklar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi Mesleki Eğitim Kursumuz Nisan Ayında Hizmete Başlamıştır.

Amacımız, 14 yaş üstü çocuklarımızı meslek sahibi edindirmektir.

Desteklerinden dolayı Sarıyer Kaymakamlığı ve Halk Eğitim Merkezi'ne Teşekkür ederiz.
 
ed0c2e69-8f99-4f49-a86a-aafbba90c9ee-1.jpg   Osmanbey Merkez
 
Kurumumuz Osmanbey-Şişli'de bulunmaktadır. Kurumumuzda Özel Eğitim, Dil Konuşma Bozuklukları, Fizyoterapi, Müzik Terapisi, Spor, Hidroterapi, Hippoterapi, El Sanatları eğitimleri verilmektedir. Ayrıca kurumumuzda ailelerimize ve çocuklarımıza ücretsiz danışmanlık hizmeti de verilmektedir. Kurumumuzda çocuklarımıza akademik beceri gelişiminin yanı sıra sosyal becerilerinin gelişimine yönelik çalışmalar da yapılmaktadır.
 
 
4622eab8-86ff-41ed-ae0c-e70ba6a20d5f-1.jpg   4. Levent Şubesi
 

Şubemiz, 2006 yılından itibaren 4.Levent-Sanayi Mahallesi'nde hizmet vermektedir. Kurumumuzda; Özel Eğitim, Dil-Konuşma Bozuklukları, Fizyoterapi, Müzik Terapi eğitimleri bireysel ve grup seanslarıyla, profesyonel kadromuzca verilmektedir. Bu eğitimler; yaratıcı drama, hippoterapi, yüzme, resim-heykel-iş ve el sanatları terapileriyle desteklenmektedir. Kurumumuzda ayrıca aile ve çocuklarımıza ücretsiz danışmanlık hizmetleri verilmektedir. Eğitimlerimizi, sosyal aktivite ve gezilerle destekleyerek çocuklarımızın sosyal gelişimize destek vermekteyiz.
 
b57173d2-d08f-44a9-98d0-c9af5834c386-1.png   Sarıyer Şubesi
 
         Merkezimiz 2008 yılından bu yana Sarıyer Büyükdere'de uzman kadrosuyla hizmet vermeye devam etmektedir.
         Bünyemizde mental retardasyon, otizm, konuşma bozukluğu, down sendromu, özel öğrenme güçlüğü, bedensel yetersizliği olan bireylerimize hippoterapi, hidroterapi, müzik terapi, spor terapi, fizyoterapi, psikolojik danışmanlık, bireysel ve grup eğitimlerimiz mevcuttur.
         Çocuklarımızın sosyal hayata adaptasyonunu kolaylaştırmak amacıyla günlük yaşam becerileri ve sosyal beceri çalışmalarımızı gruplar halinde gerçek sosyal ortamlarda uygulamalı olarak çocuklarımıza sunmaktayız.
 
 
c74a4a49-d785-49d6-a891-3ec098bda542-1.jpg   Ankara
 
Merkezimiz  2007 Mayıs ayında Ankara – Altındağ’da hizmete açılmıştır. Merkezimizde Zihinsel Engelliler Destek Eğitim Programı, Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı ve Özel Öğrenme Güçlüğü Destek Eğitim Programları doğrultusunda uzman eğitimci kadromuz ile hizmet vermeye devam etmektedir. Merkezimizde çocuklarımıza müzik dersi verilmekte olup ayrıca aile ve çocuklarımıza ücretsiz danışmanlık hizmeti verilmektedir.
 
Tüm Haberler... Tüm Kurumlar...
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left
Eğitimler
page_bottom_left page_bottom_left
Danışmanlık
page_bottom_left
d03336da-3f49-43db-89c2-054a8b0914a5-1.jpg   KONUŞMA BOZUKLUKLARI
 

GECİKMİŞ KONUŞMA VE ARTİKÜLÂSYON BOZUKLUKLARI

Gecikmiş konuşma nedir?

Çocuğun konuşması yaşından beklenenden çok geri ya da konuşma gelişimi açısından çok daha yavaşsa, o çocuğun konuşması gecikmiş konuşma olarak adlandırılır.

Çocuk gelişimi sürecinde yaşamın ilk dört yılı içinde seslerden hecelere, hecelerden kelimelere ve kelimelerden cümlelere geçerek anadilini kullanmayı öğrenir.

Çocuk doğduğu andan itibaren çevresiyle iletişim halindedir. Yeni doğan çocuk dünyaya geldiğinde ağlayarak doğuyor. Çocuğun dil gelişimi de bu ağlama ile başlar. Hem akustik özellikleri hem de anlamları açısından gerçek kelime çocuğu bilerek isteyerek ve benimseyerek çıkardığı kelimedir.

DİL GELİŞİM ALANI

0–6 AY

* Monoton bağırır
* Hafif gırtlak sesleri çıkarır
* İki haftadan sonra çocukta konuşanın sesine reaksiyon hissi olur onunla konuşunca ağlamayı keser ve konuşanı dinler
* Bir aylıkken onu ninnilerle sakinleştirmek mümkündür. Sonra çocuk konuşan kimseye bakarak gözleriyle izler.
* Tanıdığı seslere gülerek ve sakince karşılık verir.
* Hecelemeye başlar.
* Aynı hecelerle diziler meydana getirir.
* Dudakta patlama sesi çıkarır.
* Hecelerken artan biçimlerde değişik sessiz harfler kullanır.

6 – 12 AY
 
Çocuk altı aylık olunca daha az bağırır.
Taklit yoluyla bazı heceleri telaffuz eder. (Ma ma ma… ba ba baba… gibi.)
Sık sık dilini hareket ettirir.
Anlamı olan ilk sözleri kullanmaya başlar.
Yetişkinlerin seslerini taklit eder.

12 – 18 AY

Tek kelimeli cümleler kurar
Belli eşyaların bulunduğu ortamlarda eğlenmeyi sever.
Özellikle kendi geliştirdiği kelimeleri konuşur. (bak bana… ver…)
3 ila 50 kelime arasında değişen bir kelime hazinesine sahiptir.

18 – 24 AY

Konuşma alanında hızlı gelişim gösterir
Kısa kelimeleri anlar.
“Bu ne?” diye soru sorar.
İki yaş sonuna doğru en az 300 kelime öğrenmiş olur.

02 – 03 YAŞ

Çok az artikülâsyon sorunu yaşar.
3 yaş başlangıcında çocukta gramer gelişimi formalaşmaya başlar.
Küçük cümleler kurar.
Kendi adını söyler.
Kelime hazinesini geliştirir.
Kelime tekrarı yapar.
Heyecan yapar.
Cümle başında hafifçe ses tekrarı yapar.

03 – 04 YAŞ

* Uzun uzun anlatmaya başlar.
* Keşiflerde bulunmaya başlar.
* Kendisi hakkında konuşur.
* Gerçekle hayali karıştırır.
* Gördüğü obje ve nesnelerin anlamlarını sorar.
* Üç – dört yaş arası 1000 kelimelik bir kelime hazinesine sahip olur.
* Dört yaşında sade ve karışık cümleler kurar.
* Masal ve hikâyeleri (küçük kapsamlı) tekrarlayabilir.

04 – 05 YAŞ

* Hikâye ve masalları anlatır.
* Ne konuştuğunu kontrol etmeye başlar.
* Anlatmalarda gerçekle hayali karıştırır.
* Birbiriyle ilgili ve ilgisiz, sade veya karışık cümleler kurarlar.
* 5 yaşında ek sorular sormadan 40–50 cümleden oluşan hikâyeler ve masallar tasarlar. Bu, konuşmanın zor türlerinden biri olan monolog (hitabet) şeklini başarma demektir.

05 – 06 YAŞ

* Kas hâkimiyeti gelişmiştir.
* Dikkatlidir.
* Kendi yaşındaki çocuklarla küçük gruplar halinde oynar.
* Okul öncesi yaşındaki çocuklardır.
* Hikâye ve masalları uzun uzun anlatır.
* Şiir ezberleme gücü gelişmiştir.
* Hayalleri gelişmiştir.

* Bazen çocuğun dil gelişimi, bu yaş sırlamasını takip edemez. Örneğin ilk kelimesini ikinci yılın sonuna doğru söyleyebilir. Üç yaşında ancak 60 kelimelik bir kelime hazinesine sahip olabilir. Bunun nedeni de bebeklik döneminde sık sık ortakulak problemi yaşayan ve son yıllarda çok yoğun olarak karşılaştığımız müzik kanalları ve reklâmlar içeren filmler izlettirilen çocuklarda dil gelişiminde gecikme problemine rastlanmaktadır. Buna expresif dil bozukluğu da denilebilir. Ayrıca nörolojik problemli çocuklarda, reaktif bağlanma bozukluğu, zihinsel gerilik, otizm, işitme kaybı, epilepsi gibi hastalıklar da dil gelişimini engellemektedir.

* Dil gelişimini etkileyen sebeplerden biri de, anne hamilelik döneminde psikolojik rahatsızlıklar geçirirse, örneğin depresyon, aile içi şiddet, hamileliğin 4 veya 6 ayını sürekli üzüntülü ve stresli olarak geçirdiyse, çocuklarda gecikmiş konuşma problemi de görülebilir.  

* Hamilelik döneminde keskin enfeksiyon hastalıklar, ağır toksikoz ve doğum sırasında asifikasyon (oksijensiz kalma) gibi hususlar da dil gelişimini engellemeye neden olabilir.

* Sağlıklı gelişim için özellikle anne hamilelik dönemini çok iyi ve sağlıklı bir şekilde geçirmelidir. Bilinçsiz olarak, doktordan izinsiz olarak her ilacı da kullanmamalıdır.

* Gecikmiş konuşması olan bir çocuğun eğitiminde yoğun işitsel uyaranlar ve konuşmaya yönelik takip edici davranışlar çocuğa, iletişimi için konuşması gerektiği mesajını verecektir. Bol bol konuşulan işaretlerin, jest ve mimiklerin, tek anlatım yolu olmadığı bir iletişim ortamı, sevgi dolu, anlayışlı ve tutarlı olunması gerekir. Çocuğun dikkatini çeken nesne ve objeleri sert bir dille değil, tatlı ve daha yumuşak bir dille anlatarak, göstererek çocuğun anlamasını sağlamak, gecikmiş konuşması olan çocuğun ailesinin, üzerinde titizlikle durmaları gereken konulardır.

Çocukların konuşma gelişimi süreçlerinin zamanında ve düzgün olması için belli şartlar gereklidir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1 – Psikolojik ve ruhsal yönden sağlıklı olmalıdır.
2 – Normal akıl yeteneği olmalıdır.
3 – İşitme ve görme yeteneği normal olmalıdır.
4 – Gerektiği kadar psikolojik aktifliğe sahip olmalıdır.
5 – Konuşma alışkanlığına sahip olmalıdır.
6 – Sağlıklı konuşma çevresi olmalıdır.

Çocuğun normal konuşma gelişimi ona her zaman yeni bilgilerini ve çevresinde görüp şekillendirdiği düşüncelerini genişletme imkânı verir. Böylece konuşma ve onun gelişimi, düşüncenin gelişimi ile çok yakından ilgilidir.    

GECİKMİŞ KONUŞMASI OLAN ÇOCUKLARIN TEŞHİSİNDE PSİKOLOJİK DEĞERLENDİRME

Gecikmiş konuşmada alıcı dili değerlendirmeye yönelik testler uygulanır. Bu testler motor beceri yani küçük ve büyük kas gelişimiyle ilgili hususları gerektirmeyen testler olmalıdır.

* PEABODY: Görsel, algısal test. 3 yaş ve ötesi için kullanılır.
* DENVER II Gelişim Testi: 0-6 yaş çocukların, alıcı dil, ifade edici dil ve bilginin zihinde işlenişi (bilişsel gelişim) için kullanılır.
*
* Duygusal Sosyal Gelişim için ise “ Koppitz” resim testi kullanılabilir. 5 -12 yaşlar arası için.
 
GECİKMİŞ KONUŞMASI OLAN ÇOCUKLARDA ORGANİK MUAYENE VE İŞİTME TESTİ

* İşitme zayıflığı, sık sık konuşma bozukluğuna neden olur.
* İşitmeyi, kavrama analizini fısıltılı konuşma yardımı ile muayene etmek mümkündür. Çeşitli mesafelerden ayrı ayrı sözler çocuğa söylenir. Kulak çevresinden 0.5, 1, 2, 3, 4, 5 m. uzak…
* Sözler çeşitli yüksek frekanslarda söylenir.
* Yüksekten alçağa doğru ve ayrıca fısıltılarla…
* İşitmesi normal olan çocuk fısıltıyla söylenen sözleri ve cümleleri 6–7 metre mesafeden işitecek ve tekrar edecek…
* Muayene sırasında çocuk, arkasını terapiste döner ve söylenen sözleri ve cümleleri tekrarlar.
* Muayene yakından başlamalı ve yavaş yavaş uzaklaşılarak yapılmalıdır…

* İşitme zayıflığı hafif derecede olan çocuk, normal konuşmayı 6 – 8 metre, fısıltılı konuşmayı 3 m. kadar mesafeden işitir. Fısıltılı konuşmayı 1 metreden az mesafede işitiyorsa çocuğun işitmesi çok zayıf demektir. Mesela: “Do” sesi ve “Re” sesi ya da herhangi bir ses verilebilir.

KLİNİK ÖZELLİKLERİ

Hamilelik sürecinde (4 haftalıktan 4 aylığa kadarki zaman içinde) döllenmiş yumurtanın bozulması, ağır konuşma bozukluğuna sebep olur.

Çocuğun ilk yaşlarda geçirdiği çeşitli hastalıklar da konuşma bozukluğuna veya gecikmiş konuşmaya sebep olur. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

* Çeşitli travmalar 
* Beyin sarsıntısı ve beyin kanaması
* Bulaşıcı hastalıklar
* Menenjit
* Ensofali
* Mide-bağırsak hastalıkları,
* Genetik faktörler
* Kan uyuşmazlığı vs. gibi durumlar, konuşma bozukluğuna sebep olur.

SES BOZUKLUKLARI

1 - Disfoni: Sesin olmaması veya sesin gücünün yüksekliğinin veya temposunun bozulması disfoni ile ifade edilir. Sesin tamamen yitmesine afoni denir.

2 – Bradlali: Konuşma temposunun yavaşlığı demektir. Beyin kabuğunun konuşma merkezinde oluşan bozukluk ses yavaşlığı ile ifade edilir. Bu da organik ve fonksiyonel olabilir.

3 – Dislali: Çocuklukta, dil, dudaklar yahut damak hareketlerinde anormallikler olmaksızın görülen bir telâffuz bozukluğudur. Bozukluk özellikle konuşma, sırasında bir sessiz harf ilâvesi, ya da daha sık olarak bir sessiz harfin atlanması biçimindedir. Bozukluk zekâ gelişiminde genel gecikmenin bir parçası olarak, kalıcı bir telâffuz bozukluğu alışkanlığı olarak, bir taklit fenomeni olarak yahut da çocuklukta bir davranış bozukluğu olan bir regresyon belirtisi olarak (bebek konuşmasının taklidi, bir bakıma bebek kalma arzusunu yansıtır) ortaya çıkabilir. Okuma retardasyonu dâhil, diğer dil bozukluklarıyla yakından ilgilidir.

Dislali iki gruba ayrılıyor: organik ve fonksiyonel
Rinolali: Tın-tın konuşma. Burundan konuşma demektir. Açık veya Kapalı olur.   

Dizartiri: Beyin hasarı veya sesletim (artukülasyon) kaslarını kontrol eden çevresel sinirlerin zarar görmesi sonucunda ortaya çıkan seslendirme sorunu anartiri olarak tanımlanır. Dİzartiri terimi de merkezi sinir ya da çevresel sinir siteminin hasara uğraması sonucunda ortaya çıkan çeşitli motor konuşma sorunları için kullanılmaktadır.

Alali: Yunanca bir kelimedir. “A” inkâr, “lali” konuşma demektir. Kısaca konuşamama demektir.
 
Alali, en ağır konuşma bozukluklarından biridir. Alalik çocuklar, pratik olarak diyalog kurmaktan yoksun olurlar. Terapist yardımı olmadan konuşamazlar. g

Nedeni, hamilelik sırasında veya ilk yaşlarda baş beyin kabuğunun konuşma bölgesinde organik bozukluk sonucunda konuşmanın sitemli olarak gelişmemesi veya olmamasıdır.

ARTİKÜLÂSYON BOZUKLUKLARI NEDİR?

Tanımı: Konuşma seslerinin çıkartılış yerlerinde, biçimlerinde, zamanlamasında, yönünde, hızında, basıncındaki yapılması ya da dudakların, dilin yumuşak damağın, yutağın birlikte hareketlerinin hatalı olması soncunda ortaya çıkan bir sorundur.
 
Klinik Özellikleri?

Çocuk, hedef seslerin üretilmesine ilişkin kuralları içselleştirememiştir. Örneğin “kapı” demek ister fakat “tapı” der. “Lale” yerine “yaye” der. “Arı” yerine “ayı” der. “Kaş” yerine “taş” der. Seslerin anlam ayırıcı özelliklerini bilir, işitsel olarak kaş ve taş sözcüklerini doğru olarak gösterebilir ama kendisinden söylenmesi istenince söyleyemez.

Artikülâsyon bozukluğu olan çocuklarda, bazı ses gruplarında görülen bozukluklular:
1 - Sigmatizm: Fısıltılı ve fışıltılı seslerin telaffuz bozuklukları.
2 – Lamdasizm: “L” sesinin telaffuz bozukluğu.
3 – Rotasizm: “R” sesinin telaffuz bozukluğu.
4 – Kapasizm: “K” sesinin telaffuz bozukluğu.
5 – Gammasizm: “G” sesinin telaffuz bozukluğu.
6 – Yotasizm: “Y” sesinin telaffuz bozukluğu.
7 – Karışık seslerin telaffuz bozukluğu…

Bu seslerin düzgün telaffuzu için çocuğa alıcı ve ifade edici dili muayene ettikten sonra tıbbi kaşıklardan (sondalardan) faydalanarak terapist yardımıyla çocuğa seslerin düzgün telaffuz ettirilmesi sağlanır. 

Dr.Sima ARSLAN

Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak belirtilmeden kullanılamaz.

 
24500451-cebc-4bdd-bccd-10921484e37d-1.jpg   CİMNASTİK
 
İster engelli ister engelsiz her bireyin, sporu bir yaşam tarzı haline getirip, hayatının olmazsa olmazlarından yapması, artık daha da  şart hale gelmiştir, çünkü; her geçen gün doğal ortam alanlarımız daralmaktadır. Bunun sonucu olarak da, vücudumuzun hareket kapasitesini çok sınırlı kullanmak durumunda kalırız ve hatta hareket sınırlarımızın ne kadar geniş olduğunun farkına bile varmayayız.
Cimnastik branşı, altyapı sporlarından biridir. Yani sporun başlangıcıdır.
          Sporun içinde olduğu gibi günlük yaşantımızda da, doğru ve düzgün bir duruş formu kazandırır(Eğer,duruş bozukluğu, anatomik bozukluktan kaynaklanmıyorsa Ör:Skolyoz).  
          Bireyde Denge gelişimini sağlar. Böylece Algı-Mekan farkındalığı gelişen bireyde, mekana vehareket şartına uyum sağlama ile doğru vücut konumunu bulup-yapabilme hızlı bir şekilde oluşur.
           Bireye Esneklik kazandırır. Kazanılan esneklik sonunda, birey eklem ve kaslarını, daha geniş açıyla kullanabilir. Dolayısıyla, spor dışında yani günlük yaşamında da kaza riskini önemli ölçüde azaltmış olur.
          Bireye koordinasyon kazandırır. Koordinasyon çeşitliliği oluşan birey zamanla daha da karmaşık hareket tiplerini kolaylıkla yapar hale gelir. Hareketin beyinde; algılanılması, analiz edilmesi ve yapılabilmesi için belli bir sinirsel işlem ortaya koyar, bununda tabi sonucu olarak  zeka gelişimi artar.
Bireyde; Çabukluk, Dayanıklılık ve Kuvveti geliştirir.
          Ayrıca grupla yapılan ve oyunla verilen çalışmalar sonucunda bireyde, sosyal gelişme artar. Sosyal yönden gelişen birey, zenginleşen çevresel uyarıcılar sayesinde, kendi dünyası dışındaki dünyaya da açılmaya, sözlü yada sözsüz iletişim kurmaya, kendini ifade etmeye çalışır ki buda ondaki  ifade yetisini geliştirir.
Bu gelişmeler gözlemleyip sayabildiklerimiz,  

 BETÜL MEMİŞ
Bed. Eğit. ve Spor Öğret.

 
İKİ KURUMUN ORTAK ÇALIŞMASI
Biz  ‘Cim Cim Harikalar Gençlik ve Spor Kulübü’ olarak ,‘Yağmur Çocuklar Rehabilitasyon Merkezi’ ile ortaklaşa çalışmalarda bulunmaktayız.
         Çalışmalarımızı Kulübün Maltepe de ki Spor Salonun da yapıyoruz.Çalışmalarımızı Uzman Antrenör ve Yardımcı Öğretmenlerle sürdürüyoruz. İzlenilen prensip, grup ile bireysel ilgi üzerine olmaktadır.        
         Çalışmalarımızı aletli cimnastik, aletsiz yer cimnastiği(duruşlar-dönüşler-taklalar-sıçramalar), çeşitli düzeneklerde kurulmuş İstasyon çalışmalarıyla ve çeşitli oyunlarla eğlenceli hale getiriyoruz. 
         Salonda yer alan olimpiyat standartlarında ki trampolini ve tüm cimnastik aletlerini en etkin  bir şekilde kullanıyoruz. 
         Bunların dışında cimnastik aletlerinden oluşan, çeşitli ebatlardaki minderler, kasa, zıplama platformlarıyla, çeşitli materyallerden oluşturduğumuz düzenekler ile istasyon çalışmaları yapıyoruz. 
         Almanya’dan getirdiğimiz Büyük-Küçük kas gruplarını çalıştırmaya, maniplasyon ve denge geliştirmeye yönelik çeşitli materyallerle çalışmalar yapmaktayız.
          Bu çalışmalarımızın sonunda gözlemlediklerimiz; engelli çocuklarda kendine güven,cesaret gibi kavramlarda artış sağlanmıştır, farklı tür hareketleri deneyimleme olanağı bulmuşlardır. Algılarında ve algılama hızlarında artış sağlanmış,kondüsyonları belli bir ölçüde artış göstermiştir. 
       Hazırlık yapmak, Sıra beklemek, Harekete geçmek,yarışmaysa kazananı kutlamak ve kaybedildiğinde bunu doğal bir sonuç olarak kabullenebilmek gibi kurallara uyma gerekliliği,onlara, toplum yaşamına da uyarlayabilecekleri belli bir disiplini de beraberinde getirmektedir.
       Genel anlamıyla Sporla; Hem beden ve ruh sağlığı olan, Sosyalleşmiş, Kendini ve Bedenini tanıyabilen ve hayattan zevk alabilen bireylerin sayısı artmaktadır.

 BETÜL MEMİŞ
Bed. Eğit. ve Spor Öğret.
 
82b61d0e-28e9-43b9-b075-188b8b5f6643-1.jpg   ÖZEL EĞİTİM
 

ÖZEL EĞİTİM NEDİR?
Özel eğitim, normal yaşıtlarının yararlanabildiği eğitim ortamından yeterince yararlanamayan çocuklara yönelik verilen eğitimdir. Türkiye’de özel eğitim; örgün eğitimin verildiği okulların özel alt sınıflarında, kaynaştırma sınıflarında, kaynak odalarda ve ayrıca Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde verilmektedir.
 
HANGİ ÇOCUKLAR ÖZEL EĞİTİM ALMALIDIR?       

  • Otistik, down sendromlu, west sendromlu çocuklar
  • Özel öğrenme güçlüğü çeken çocuklar
  • Konuşma yetersizliği olan çocuklar
  • Yaygın gelişimsel bozukluğu olan çocuklar 
  • Dikkat eksikliği ve Hiperaktif çocuklar
  • Davranış bozukluğu olan çocuklar
  • Reaktif bağlanma bozukluğu olan çocuklar
  • İşitme yetersizliği olan çocuklar
  • Fiziksel yetersizliği olan çocuklar

Kişinin zihinsel yetersizlik tanısı alabilmesi için aşağıdaki kriterlerden en az iki tanesinde yetersiz olması gerekmektedir; iletişim, kendine bakım,ev yaşamı, toplumsal-kişilerarası beceriler- toplumsal olanaklardan yararlanma, kendi kendini yönetip değerlendirme, okulla ilgili işlevsel beceriler, iş, boş zamanları değerlendirme, sağlık ve güvenlik.

Başlangıcın 18 yaşın altında olması gerekmektedir.

     Zihinsel yetersizlik şu şekilde sınıflandırılır.

  1. Hafif derecedeki zihinsel yetersizliği olan çocuklarda zeka düzeyi

( eğitilebilirler) - IQ- 50-55ile yaklaşık 70 arasıdır.

  1. Orta derecedeki zihinsel yetersizliği olan çocuklarda zeka düzeyi( öğretilebilirler) – IQ- 35-40 ile 50-55 arasıdır
  2. Ağır derecedeki zihinsel yetersizliği olan çocuklarda zeka düzeyi – IQ 20-25 ile 35-40 arasındadır.
  3. İleri derecedeki zihinsel gerilik olan çocuklarda zeka düzeyi –IQ 20-25‘in altıdır.

OKULÖNCESİ DÖNEMİNDE ÖZEL EĞİTİM

Okulöncesi dönemde özel eğitim, risk altındaki çocuklarla gelişim geriliği olan ya da tanılanmış özel gereksinimli çocuklara ve ailelerine sağlanan eğitim hizmetlerini kapsamaktadır.
Okulöncesi özel eğitim hizmetlerinin kapsamının anlaşabilmesi için hizmetlerin kimlere, nerelerde verildiği ve süreçte kimlerin görev alması gerektiğinin bilinmesinde yarar vardır.
  
ÖZEL EĞİTİMDE AİLENİN EĞİTİMİ VE ÖNEMİ

Okulöncesi özel eğitim hizmetleri çocuklar kadar aileleri de ilgilendirir. Çünkü çocuk vaktinin çoğunu evde geçirir. Özel eğitime muhtaç çocuğun doğumuyla sarsılan aile, çocuğa karşı olumsuz duygular besleyebilir ve çevre tarafından dışlanma gibi sorunlarla karşı karşıya gelebilir. Bunların aşılması ve çocuğun eğitim hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanması ve ailenin de eğitim kapsamına alınmasıyla mümkündür. Okulöncesi özel eğitim hizmetleri doğumdan okul dönemine kadar olan yaş gruplarını kapsar. Hizmetler çocuğun yaşı ve ihtiyaçlarına göre klinik, okul ve ev gibi farklı ortamlarda verilebilir. Evde konuşulan dilin, okulda konuşulandan farklı olması çocuğunuzun özel eğitime ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez bunun için daha fazla şartların oluşması gerekmektedir.

ÖZEL EĞİTİME GEREKSİNİM DUYAN ÇOCUKLARIN BELİRLENMESİ

Örgün eğitime devam eden çocukların alması gereken özel eğitim hakkında ailelere gerekli bilgilendirmeyi okullar yapabilir. Özel eğitime gereksinim duyan çocuklar, okullarda görev yapan rehber öğretmen, okul yöneticisi ve sınıf öğretmenlerinin yardımıyla REHBERLİK ARAŞTIRMA MERKEZLERİNE yönlendirebilirler. Ayrıca aileler rehberlik araştırma merkezlerine bireysel de olarak da başvurabilirler.Kendi yaşıtlarından eğitim düzeyi olarak geride kalan;yani kendi yaşıtlarının yararlanabildi eğitim ortamından yeterince yararlanamayan çocukların gerekli olan özel eğitimi alabilmeleri için öncelikle ilçelerine bağlı bulunan REHBERLİK ARAŞTIRMA MERKEZLERİ’ ne başvurabilirler.Rehberlik Araştırma Merkezlerinde  uzman ekip tarafından yapılan IQ testleri ve diğer değerlendirmeler sonucunda çocuğun özel eğitime    gereksinim duyup duymadığına karar verilir.Daha sonrasında sağlık kurulu raporu vermeye yetkili olan hastanelerin çocuk nörolojisi,çocuk psikiyatrisi departmanlarından alınan özel eğitim alabilir (bireysel-grup)raporuyla özel eğitim ve rehabilitasyon  merkezlerine başvurabilirler.                                                  
  
Sima ARSLAN
Özel eğitim uzmanı
  
ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNDE YAYGIN OLARAK KULLANILAN KURAL VE YÖNTEMLER

1)        Başarılı Yaşantılar Sağlama : Çocuğa başarabileceği görevler verilmeli, doğru yanıtlayabileceği sorular sorulmalıdır. Gerektiğinde görevi yerine getirmesine yardım edilmeli; sorularda ipucu vermek, seçenekleri azaltmak, soruyu tekrarlamak yada açıklayarak basitleştirmek gibi yardımlarla doğru yanıtın bulunması kolaylaştırılmalıdır.  Çocuk asla başarısız olduğu noktada bırakılmamalıdır. Yardımlar çocuk başarılı olana kadar sürdürülmelidir. Ancak her zaman az yardım çok yardıma tercih edilmelidir.
 2)        Geri Bildirim ve Ödül Verme : Çocuk verdiği yanıtın doğru olup olmadığını bilmelidir.
 3)        Ödüllendirme : Zaman geçirilmeden ve açık bir biçimde yapılmalıdır. Bu, çocuğa yiyecek  verilmesi gibi somut ya da çocukla ilgilenmesi gibi sosyal nitelikte olabilir.
 4)        Çocuğun Yeterlik Düzeyinin Değerlendirilmesi : Eğer öğretilecek konu çocuk için çok zorsa çocuk öğrenmek için yeterince gayret göstermeyecektir. Bu nedenle çocuğa öğretilecek  konuların ve verilecek görevlerin onun düzeyine uygun olması gerekmektedir. Zihinsel engelli çocukların gelişimlerinde çeşitli düzensizlikler, iniş ve çıkışlar sıklıkla görülmektedir. Bu nedenle çocuğun yeterlilik düzeyinin sürekli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
 5)        Öğretilecek Konu ya da Davranışların Analizi : Öğretilecek konular ya da davranışlar, özellikle zor ve karmaşık olanları, analiz edilecek birbirlerini izleyen alt konuyu  ya da davranışlar sırayla çocuğa öğretilmelidir.
6)        Bilgilerin Bir Durumdan Diğerine Aktarılmasına Yardımcı Olma : Bunun için aynı kavramların çeşitli durumlar ve ilişkiler içerisinde çocuğa öğretilmesi gerekmektedir.
7)        Öğretilenlerin Tekrarını Sağlama : Zihinsel engelli çocukların öğrendiklerini kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarmada çeşitli problemleri vardır. Bu nedenle öğrendikleri bir konuyu kısa bir süre sonra unutabilirler. Bu durumu önlemek için öğrenilen konu ya da davranışların zaman zaman tekrarlanması sağlanmalıdır.
8)        Öğrenmeyi Güdüleme : Pekiştirilmek ve başarılı olmak, birçok duyunun kullanılması, öğretmenin coşkulu ders sürelerinin yeterli uzunlukta olması, çocuklara öğrenmeyi güdüler.
9)        Bir Defada Öğretilecek Kavramların Sayısını Sınırlama : Zihinsel engelli çocuklar bir defada pek çok kavramı öğrenemezler. Bu nedenle kavramlar çocuğa tek tek öğretilmelidir. Bir kavram iyice öğrenilmeden diğerine geçilmemelidir.

ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE AKILDA TUTULACAK
NOKTALAR İSE ŞUNLARDIR :
1-İşi basitleştirin
2-İşi kısaltın
3-Düzeni muhafaza edin
4-Düşünmeyi öğretin      
kaynak:
-Özel Gereksinimi Olan Çocuklar ve Eğitimleri :Yrd. Doç. DR.Özlem Ersoy – Dr.Neslihan Avcı
-Farklı Gelişen Çocuklar : Prof. Dr. Adnan Kulaksızoğlu  
 HAZIRLAYAN:    Semiha CEBECİ
                                   Çocuk Gelişim Uzmanı

 
b2e54169-f081-4bd3-b71e-31cf0121508e-1.jpg   KONUŞMA TERAPİSİ
 
İletişim yaşamımızın en önemli parçasıdır ve çevremizdeki herkesle iletişim kurmaya ihtiyaç duyarız. İletişime doğduğumuz andan itibaren başlayıp, yaşamımız boyunca da devam ederiz.
Dil, iletişim ve konuşma terimlerini uzmanlardan, eğitimcilerden ya da doktorlardan defalarca duymuşsunuzdur. Bu üç terim çoğu zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa bu üç terimin birbirinden farklı anlamları vardır.
İletişim, insanlar arasındaki etkileşimdir. Dil, bu iletişimi sağlayan araç; konuşma ise aracı iletme yoludur. Konuşma, sözel dilin seslerle ifade biçimidir ve insanın temel bir biyolojik özelliğidir.
Dil ve konuşma bozukluğu olan çocuğunuzun dil becerilerini anlamanız ve çocuğunuzu doğru değerlendirmeniz için bu terimleri iyi bilmeniz gereklidir.Çocuklarda hiç bir sorun olmasa dahi, ilk sözcüklerini öğrenme ve söyleme, kullandıkları sözcük sayısı, dilin yapısını edinme ve cümlelerle konuşma gibi dil edinimindeki hızları ile kullanımda nicelik ve nitelik bakımından bireysel farklılıklar göstermektedirler. Çocukların önemli bir bölümü, konuşmaya ve dil becerilerini kullanmaya başlamakta gecikmiş olmakla birlikte, dil gelişimi sürmekte ve sonunda tamamen normal bir dil gelişebilmnektedir. Başka bir grup ise, dilin bazı ögelerini geliştirmekte sürekli gecikmete, dil sorunu ileri yaşlarında da devam etmektedir.
İşitme engeli, zihin engeli, otistik sendrom ve beyin zedelenmeleri normal dil gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Belirli bir yaşa geldiği halde, çocuğun konuşmaya başlamaması ya da yaşıtlarına göre geride kalması, işaretlerle ya da tek sözcüklerle iletişim kurmaya çalışma, cümle kuramama, konuşurken tutulma, kekeleme, konuşma seslerinin kimilerini söyleyememe, konuşurken sesin kısılması, çatlaması, burundan konuşma, anlaşılamayacak kadar hızlı konuşma, sesleri heceleri yutma vb. biçimde ifade edilmeye çalışılan bu sorunların, kimileri konuşma sorunu iken kimileri de dil sorunudur.
 Peki çocuğunuzda olabilecek dil ve konuşma sorununu nasıl fak edebilirsiniz?
 Dil gelişiminde bir aksaklık olup olmadığı yönündeki ilk belirtiler, çocukta konuşma davranışının ortaya çıkması ile başlamaktadır. Bu ise, ancak 12-18 ay dolaylarında olmaktadır. Bu yüzden aileler 12-18 ay içindeki çocukların dil gelişiminleri dikkatlice izlemelidirler. Eğer herhangi bir dil ve konuşma sorununundan şüphelenilirse, takip eden zamanlarda çocuğun izlenme ve müdahelesinde çocuk gelişimcileri, okul öncesi eğitimcileri, ve özellikle ‘Dil ve Konuşma Terapisti’ sorumlukluk alır.
  Dil ve Konuşma Terapisti kimdir?
 Dil ve konuşma terapisti, kendi konularında ayırıcı tanı koyabilen, sorunları ve çözümlerini belirleyen, terapiyi planlayan ve yürüten, bu görevlerini yerine getirirken ilgili uzman ve yardımcı uzmanlarla sıkı bir işbirliği içerisinde çalışan bireylerarası iletişim sorunlarının çeşitli alanlarında uzmanlaşmış bağımsız bir meslek grubunun elemanıdır ( ASHA ve IALP, 1994; 2000; akt, Topbaş ve ark. 2002)
 En sık görülen dil ve konuşma sorunları nelerdir?
İşitme engeli, zihin engeli, otistik sendrom, serebral palsi (CP) vb. görülen dil ve konuşma sorunlarının yanısıra, bunların dışında kalan ve en sık karşılaşılan  dil ve konuşma sorunları şunlardır :
a. Sesbilgisi ve sesletim sorunları : Okulöncesi dönemde çocuklarında en çok karşılan sorunlar arasında yer alır. Aileler ya da öğretmenler çocuğun 2bir sesin yerine bir başka ss kullandığnı’, bazı sesleri söyleyemediğini’, ‘konuşmasının anlaşılamadığını’ vb. ifade ederler.
Dil ve konuşma terapisti, sorunun ayırıcı özellikleri doğrultusunda bir terapi/eğitim programı desenlendiğinde aileden ve varsa öğretmenden hem kendisine hem de çocuğa destek olması isteyebilir.  
 b. Dil ve konuşma gelişiminde gecikme : En erken 18 ay çocuğunda belirtileri fark edilebilecek bir sorun olan dil gecikmesi, ailenin çevreden gelen öneriler ve tavsiyeler nedeniyle beklemesi ne yazık ki çocuğa pek yardımcı olamaz. Bu yüzden aileler  farklılık hissettikleri anda bir  dil ve konuşma terapistine başvurmaları gerekebilir.
 c. Sesleme (fonasyon) bozuklukları : Okulöncesi dönemi çocuklar ile ilköğretim öğrencileri arasında ses bozuklukları türünden konuşma bozuklukları oldukça yaygındır. Bunun temel nedeni de  bu yaş grubundaki çocukların oyunda ve diğer durumlarda aşırı yüksek sesle konuşmaları ya da bağırmalarıdır. Eğer çocuğunuzun sesinin kalitesinde bir bozulma varsa bir KBB uzmanına ve gerekiyorsa bir dil ve konuşma terapistine başvurmanız gerekebilir.
 d. Kekemelik : Bir konuşma sorunu olarak kekemelik, dil ve konuşma gelişiminin ilk evrelerinde ortaya çıkmaktadır. Genellikle iki ile dört yaş arasında başlamakta ve konuşma sırasında tekrarlar, tutulmalar(bloklar) ya da seslerin uzatılması biçiminde özellikler göstermektedir. Bu konuşma sorunu erken müdahale edilmezse diğer sorunlar gibi yetişkin yaşlara kadar süreklilik gösterebilir.
 Ailelere Öneriler
  1. Dil ve konuşma sorunu olduğunu sezdiğiniz ya da kuşkulandığınız çocuğun bir dil ve konuşma terapisti tarafından değerlendirilmesini sağlayınız. Bulunduğunuz şehirde bir dil ve konuşma terapisti yoksa  işitme ve zihin engelliler alanında eğitim görmüş öğretmenlerden, psikologlardan, işitmenin ölçülmesi ve cihazlandırma alanında eğitim görmüş odyologlardan, bu konuya ilgi duyan ve kendilerini  bu konuda yetiştirmeye çalışan kişilerden yararlanmanız, belki çocuğa yardımı olabilir. Bu kişilerin  önerilerinin - belki yanlış değil -  ama sınırlı ve yetersiz olabileceğini de göz önünde bulundurun.
  2. Çocuğunuzun nasıl konuştuğundan çok ne söylediğine dikkat edin. Eğer nasıl konuştuğuna dikkat etmek istiyorsanız, olumsuzluklara değil olumlu davranışlara dikkat edin ve bunları pekiştirin. Çocuğunuzun yapadıklarını düzeltmeye çalışmak yerine, yapabildiklerinden yola çıkarak yapamadıklarını neden yapamadığının farkına varmasını sağlamak yoluyla sistemi kavramasına yardımcı olun.
  3. Bir çocuğu başka çocukla kıyaslamayın. Onu kendi içerisinde ve zaman doğrultusunda değerlendirin.

 Kaynak:
·        ‘Çocukta Dil Ve Kavram Gelişimi’,  Anadolu Üniversitesi Yayını No : 1318,  Eskişehir 2001
·        ‘Dil Ve Konuşma Terapistliği’, Anadolu Üniversitesi Yayını No : 1333,  Eskişehir 2002

 
e40fca7f-1a41-4a90-958f-901a613103a9-1.jpg   MÜZİK TERAPİ
 
Müziği anlama ve ona tepki verme becerisi insanoğlunda doğuştan var olan bir beceridir.Bu yetenek genellikle engel, yaralanma veya hastalıkla bozulmaya uğramaz ve müzik çalışmaları yapmış olma şartıyla kısıtlı değildir. Bazı insanlar   sözel iletişimle kendilerini yeterince ifade edememektedirler.Müzik terapisi ise bu insanlar için duyguların ifade edilmesi, yaratıcığın ve gizli kalan yeteneklerin ortaya çıkarılması için güvenli ve rahat bir ortam sağlayan iletişim yoludur.

Müzik Terapisinden öğrenme güçlükleri, fiziksel ,duygusal, psikolojik gelişimsel bozukluklar, konuşma bozuklukları ve duyusal bozulmalar gibi sorunlara sahip çocuklar ve yetişkinler yararlanabilmektedir.

Psikolog
Dinç Orkun YONTAR

 
5144e973-35e7-4387-b73c-fe23ddbe4910-1.jpg   ENGELLİ BİREYLERDE CİNSELLİK
 
ENGELLİ BİREYLERDE CİNSELLİK
 
    Cinsellik biyolojik bir olaydır. Nasıl ki acıkıyorsak, susuyorsak; cinsellik de bu kadar doğal bir dürtüdür. Acıktığımızda yemek yiyip, susadığımızda su içtiğimiz gibi cinsel anlamda doyuma da ihtiyaç duyarız. Açken yemek yemenin, susamışken su içmenin verdiği doyum; açlık ve susuzluk yoksunluğunun giderildiğindendir. Yani doyum duygusu aslında yoksunluğun azalması ya da giderilmesi bitirir. Cinsellik ise yoksunluğun bitmesinden çok bir doyum arayışıdır. Her insanda olduğu gibi engelli bireylerin de cinselliğe ihtiyacı vardır. Engelli bireylerin de cinsellikten haz aldığı ve doyum arayışında olabilecekleri çok sayıda yetişkin otizmli üzerinde yapılan testlerle kanıtlanmıştır; fakat otizmlilerin deneyimleri çok daha sınırlıdır. Bu deneyimler mastürbasyon,  öpme, kucaklama vb. gibidir.
   Peki otizmli bireylerde cinsellik nasıl olmalıdır?
   Bu konuda farklı bakış açılarından farklı çözümler vardır.
   Bunlardan ilki cinsellik hormonu salgılanmasını azaltan ve belirli aralıklarla uygulanan ilaç kullanımıdır. Bu uygulama istenen sonucu vermektedir; fakat engelli bireylerin haklarına saygısızlık, kısıtlama olarak değerlendirilmektedir. Bu ilaçlar içeriği nedeniyle enerji düzeyinde ve mutluluk hormonu salgısında düşüklüğe neden olmaktadır. Bu durumun da engelli haklarına aykırı bir durum olduğu düşünülmektedir.
   İkinci bakış açısı ise, otizmli bireylerin ihtiyaçlarının da normal insanlardaki giderilmesidir. Özellikle sosyal ve kültürel düzeyi yüksek olan kesimlerde ve özellikle erkek bireylerde bu yöntem izlenmiştir. Bu yöntem ise bir hayat kadını vasıtasıyla bireyin doyuma ulaştırılmasıdır. Fakat; ülkemizde bu görüşü sesli olarak dile getirme noktasında, toplumsal değerlerimizin ve dini inançlarımızın bir engel olarak önümüze çıktığını hiç bir ailenin engelli  çocuğuna (özellikle kız çocuğuna sahip) uygulamak istenmemektedir.
   Diğer bir yöntem ise bireylerin tamamen doğal yollarla doyuma ulaştırılmasıdır. Yani mastürbasyon yöntemiyle doyuma ulaşmasıdır. Bu yöntem için bireye öğretilmesi gereken temel konu doyuma ulaşacağı yeri tespit edebilmesidir. Bu konuda ebeveynlerin yönlendirmesi gerekmektedir. Otizmli bireylerde empati kurabilme ve muhakeme yeteneği zayıf olduğundan bu doyuma her yerde ulaşmak isteyecektir özellikle keşfettikten sonra. Bu durumda aileye düşen görev bu konu için evin içinde bir yer seçip böyle bir durum gözlendiğinde kısa cümlelerle açıklama yaparak seçilen yere götürülmesidir. Uygun olan yerler ise banyo, yatak odası (tek başına kalıyor ise) olabilir. Farklı bir yerde mastürbasyon yaptığı görüldüğünde ise tepki vermeden önce düşünülmesi gereken en önemli şey: ‘Benim çocuğumun muhakeme yeteneği zayıf olabilir.’ Hem aile hem eğitmen olarak en büyük görev bu noktada bizlere düşmektedir. Unutmayın ki her aile aslında bir eğitmendir.
   Engelli bireylerde cinsel eğilim içeren davranışlar normal bireylere göre farklılıklar gösterebilir. Eğitim için öncelikle çocuğumuzu tanımak durumundayız. Örneğin, sarılma, öpme, koklama vb., cinsel organ gösterme ya da karşısındaki kişinin cinsel organına dokunma çabası bu örneklerden sadece bir kaçıdır. Ya da cinsel uyarılma durumunda bazı engelli bireylerde öfke, saldırganlık ve sıkılganlık gözükebilir. Bu durumlarda uyaranın keşfedilmesi çözüme ulaşabilmesi bakımından oldukça önemlidir.
 
ENGELLİ BİREYLERDE AİLEYE YÖNELİK CİNSEL EĞİTİM
   Öncelikle aile, bu alanla ilgili olarak yeterli bilgi birikimine ve deneyimine sahip kurum ve kişilerce sağlıklı bir şekilde, engelli bireylerin cinsel gelişim evreleri hakkında bilgilendirilmelidir.
   Uluslararası düzeyde engellilerin ergenlik ve ergenlik öncesi dönemlerine yönelik yapılan çalışmalar ve uygulamalar hakkında aydınlatılmalı, bu uygulamalardan ailenin sosyo-ekonomik düzeyine en uygun olan yöntem belirlenip bu yöntemle ilgili olarak aile hazırlanmalıdır.
   Engelli bireylerin ergenlik döneminde gerçekleştirdiği her türlü davranışın doğal ve yaşanması gereken bir süreç olduğu, bu süreçte olumlu davranışların gerçekleşebilmesi için ailenin izlemesi gereken tutum ve yöntemlerin belirlenmesi için eğitim kurumları ile iletişimde olmaları gerekmektedir.  
   Sağlıklı ve standart bir ergenlik dönemini çocuklarının yaşayabilmesi için gerekli olan fiziksel düzenlemeler ev ortamında da yapılmalı, çocuğunun cinsellikle ilgili biyolojik yönünü normaller gibi kabul edip, psikolojik gelişim sürecinde çocuğuna katkılar sağlamalıdır.
 
                                                                                                                                       PSİKOLOG
                                                                                                                                     ELİF TUTKUN

 
80328946-982a-4f5b-ad74-15e2c27db67f-1.jpg   DEPRESYON
 
İnsanın kendini mutsuz hissetmesi ve bu durumun nedensiz, uzun süreli sürmesiyle belirli, kişinin duygu, düşünce ve durumunu etkileyen bir ruh sağlığı hastalığıdır. Birçok ruh sağlığı hastalığına eşlik edebildiği gibi tek başına da görülebilir. İki ana kümede ele alınması yaygınlaşmıştır. Birincil grupta; başka bir bedensel durum veya hastalığa bağlı olmadan ortaya çıkan depresyon vardır. İkincil grup ise bedensel veya başka bir ruhsal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan depresyondur. Esas rahatsızlığa ikincil olarak ortaya çıkar. (Öztürk 2001; Çakmak, Saatçioğlu  2003)

Depresyonun ana belirtilerinden bahsedecek olursak, depresyon çökkün bir duygu duruma eşlik eden, kişinin işlevselliğinin etkilendiği, genel isteksizlik, enerji azlığı, çabuk yorulma ile belirli, kişinin kendisini yetersiz, değersiz düşünmesi ile ortaya çıkan duygu durum hastalığıdır. Kişinin iştahı azalmıştır, cinsel isteksizlik duyar ve intihar düşünceleri vardır. Kişi genel hayatında dikkatini yoğunlaştırmada güçlük çeker.

Birincil Grup Depresyon;

·                    Tek nöbet
·                    Yineleyici nöbetler
·                    Bibolar bozuklukta çökkünlük nöbeti
·                    Distimik bozukluk
·                    Siklotimik bozukluk
·                    Atipik depresyon olarak görülür. (Öztürk, 2001: 305)

 
10cca06a-1930-438b-950c-2180e6076eaa-1.jpg   NEVROZ
 
Gerçeklikle bağlantısı bozulmamış olan bireyde bunaltı yada bunaltıya karşı özel savunma belirtileri ile kendini belli eden, bireyin gerçeklikle bağlantısının kopmadığı toplumsal uyumun genellikle fazla bozulmadığı psikozlara göre bütün işlevlerde bozukluğun daha hafif olduğu rahatsızlık kümesidir.
Günümüzde tedavi gören kişilerin çoğu nevrozdur. Nevroz nadiren hastanede tedavi olmayı gerektirir. Buna karşılık bireylerin yaşamı üzerinde de bozucu etkileri vardır.
Normal ve nevrotik arasında kesin bir ayrım çizgisi yoktur. Çoğumuzda nevrotik eğilimler olabilir. Önemsiz durumlar nedeniyle gereksizce üzülüyorsak, ya da ilk öksürmeye başladığımızda zatüre olduğumuzu düşünüyorsak ve doktorlar bizi bu durumun basit bir soğuk algınlığı olduğuna inandıramıyorlarsa büyük bir olasılıkla nevrotik belirtiler gösteriyoruz demektir.
 Nevroz Çeşitleri
1. Kaygı bozuklukları
2. Somatoform bozuklukları
3. Dissosiyatif bozukluklar
1. Kaygı Bozuklukları
Kaygı ve bireyin onu kontrole yönelik çabaları, nevrotik davranışın temel faktörleridir. Bireyler dengeli bir kaygı ve gerginlik hali içinde yaşarlar.
Bireydeki iç kargaşa çoğu zaman kaygı patlamasına yol açar. Bu patlama sırasında kişinin aşırı kaygısına neden olmasa dahi telaş bireyi bunaltır.

Obsesif - Kompulsif Bozukluklar: Obsesif kişinin düşünce alanında, kompulsif ise kişinin
davranışlarında görülen bir bozukluktur. Bir düşünceye veya bir davranışa saplanma çoğu kez
bir arada ortaya çıkar ve böyle bozukluklara Obsesif - Kompulsif adı verilir. Obsesif - Kompulsif
bozukluklar olan bireylerde, devamlı olarak şüphe etme, bulaşıcı hastalıklarla ilgili düşünceler
ve bireyin kendine ya da başkalarına zarar verme gibi kaygıları vardır. Örneğin, böyle bir kişi,
birkaç dakikada ellerini yıkayabilir veya giyimde ve işte sürekli düzenlilik için çabalar. Saplantı,
uzun zaman bireyi terketmeyen düşünce ya da zihinsel bir resimdir. O kadar rahatsız edicidir ki,
bireyin yaşamının bütün yönlerini etkiler. Aşırı saplantısal davranışlar, bireyin başka bir
düşüncenin üzerine konsantre olmasını engeller.
Kompulsif davranışlar ise tekrar edilen, bir çeşit geleneğe bağlı fakat mantıksal bir yanı
olmayan davranışlardan meydana gelir. Hemen hemen herkesin bir çeşit bastırılmış olan batıl
inançlarıvardır. Bu bireyler genellikle davranışlarının anlam taşımadığının farkındadırlar, ama
onu kontrol edemezler. Bu kişiler, her kapı tokmağını ellediklerinde, ellerini yıkamak
isteyebilirler. Odalarındaki her eşyanın aynı yerde durmasını isteyebilirler.
Fobiler : Herkesin hem kaygısı, hem de korkusu vardır. Fobi, herhangi bir şeyden duyulan
mantık dışı ve yoğun bir korkudur. Korku gerçekten tehlike olmasa bile devam eder. Havlayan
bir köpek görürsek ondan normal olarak korkarız. Ama tüm hayvanlardan korkuyorsak,
yüksekliklerden korkuyorsak, korkumuzun temelinde ne olduğunu incelemeliyiz.
Freud'un görüşüne göre fobi, bilinçaltında çözümlenmemiş çelişkilerdir. Uzmanlar fobi'yi ikiye
ayırır.
Basit fobi: İyi belirlenmemiş tek bir nesne veya durumdan gelen korku. Yılandan korkma,
yüksekten korkma gibi.
Karmaşık fobi: Çok boyutludur. Bu tür korkular dışarıda toplum içinde, yabancı kimselerin
arasında ortaya çıkar.

FOBİLER
Fobi-Nedeni
Akrofobi- Yükseklik
Heperfobi -Sürüngen
Aerofobi -Uçmak
Hidrofobi -Su
Agorafobi -Açık alan
Mikrofobi -Mikroplar
Ailorofobi -Kediler
Murofobi- Sıçan
Amaksofobi -Araba sürmek
Misofobi -Pislik ve mikrop
Anthofobi- Çiçekler
Niktofobi- Karanlık
Arakfobi -Örümcekler
Ofidifobi -Yılan
Astrafobi -Şimşek gürültüsü
Ornthfobi -Kuşlar
Brontofobi -Gök gürültüsü
Fonofobi -Yüksek sesle konuşma
Klostrofobi Kapalı yerler
Pyrofobi -Ateş
Sinofobi -Köpekler
Thanatafobi -Ölüm
Demetofobi -Delilik
Trikofobi -Saç
Sefirofobi -Köprüler
Ksenofobi -Yabancılar
2. Somotoform Bozukluklar
Kaygının neden olduğu bedensel (somotoform) bozukluklar herhangi bir neden olmadan kendini gösterir. Bedensel hastalıkların oluşumunda duygusal belirleyicilerin önemi büyüktür. Bu tür hastalıklarda duyguların boşalımını sağlayan yollar kapanmış olduğundan, gerilim iç organlar yoluyla olur. Bu süreç bilinç dışında oluşur. Bu tür kişiler, hiçbir belirti taşımayan bedensel hastalıklardan yakınırlar. Diğer bir deyişle, onların hiçbir bedensel rahatsızlıkları yoktur. Bu tür rahatsızlıklarda ortaya çıkan belirtiler, duygulara normal olarak eşlik eden bedensel tepkilerin abartılmış biçimleridir. Somotoform bozuklukların arasında Hipokondriyasis, Konversiyon Histerisi, Hiperkondriyasis ve Psikojenik ağrı yer alır.
Hipokondriyasis:Bunlar, küçük rahatsızlıkları olsa bile sağlıkları konusunda aşırı
kaygılanırlar. Bu belirti kaybolduğu zaman yerini başka bir tanesi alır. Bireyin birgün çenesi
ağrıyabilir, diğer gün mide kramplarıçekebilir, üçüncü gün ise başağrılarıolabilir. Bu şikayetler
mantıklı bir yol izlemez. Varoluşçu yaklaşıma göre, bu bireylerin düşük benlik değerleri vardır
ve bundan kaçmak için başkalarının ilgi ve dikkatlerini ararlar, ilgiyi ancak hastalık bahanesiyle
elde edebileceklerine inanırlar.
Psikojenik Ağrı: Psikojenik ağrı konversiyon histerisine benzemektedir. Tek farkı duyu
organlarında bir işlev bozukluğu yerine, bedenin farklıyerlerinde devamlıağrıve acıolmasıdır.

Hiperkondriyasis: Hipokondriyasisin tam tersidir. Bunlar hasta oldukları halde doktora
gitmezler. Genellikle "bana bir şey olmaz, ben kuvvetliyim" derler. Kaçınma davranışı
içindedirler. Hastalık belirtilerini benimsemedikleri için genelde doktora işişten geçtikten sonra
giderler. Sonları ölümle biter.
Konversiyon Histerisi: Bu tür bozukluğu olan birey fizyolojik ve nörolojik hiçbir neden
olmadığı halde belirli işlevsel yetersizlikler gösterir. Örneğin, birey hiç bedensel bozukluğu
olmadığı halde bayılır; işitmede bozukluk ve bedeninde felç durumları görülür. Freud böyle
bireylerin davranışbozukluklarına konversiyon (biçim değiştirme) adınıvermiştir. Freud'a göre
bilinçaltındaki çatışma biçim değiştirerek kendini bedende gösterir.
3. Dissosiyatif Bozukluklar
Dissosiyatif bozukluklar söz konusu olduğunda birey stres ya da kaygıyı azaltarak kendi kişiliğinden kaçar. Bireyin bilinci bölümlere ayrılır ve ilişkisiz biçimde işlemeye başlar. Üç temel dissosiyatif bozukluk vardır.
Amnezi: Bellek kaybıdır. Belleğin parçasal ya da tümden kaybı anlamına gelir. Bireydeki bellek kayıpları ya beyinde oluşan organik bozukluklardan ya da psikolojik nedenlerden oluşur. Psikolojik amnezi organik hiçbir nedeni bulunmayan bellek kaybına verilen isimdir. Bu seçici bir biçimde oluşur; yani birey belli türden bazı olayları hatırlamaz, başka türden olayları hatırlar. Bireylerin iç çatışmaları o kadar hoşgörülemeyecek hale gelir ki bellek kendiliğinden olaylara kapanır. Bu da bireyin, yeni bir kimliğe doğru kaçışına izin verir. Birey mutsuz bir geçmişi hayatından atar ve hayatını kendi istediği gibi yaşayacak gücü kendisinde bulur.
Fug (Tüm bellek kaybı): Birey nerde olduğunu, niçin orada olduğunu bilemez. Bu durum birkaç saat veya en fazla bir ya da iki gün sürer. Çok ender durumlar da birkaç yıl sürebilir. Belleğini kaybeden birey, birdenbire
belleğini yeniden kazanır. Bazen birey yeni bir hayata başlayabilir, evlenip, aile edinebilir.Bu yıllar sonra belleğine geri dönüp eskiden evlenmiş olduğunu ve bir ailesi olduğunu hatırlayana kadar devam edebilir.
Çoklu kişilik: Genellikle erkeklerde kadınlardan daha fazla görülür. Bireyler birden fazla kişilik gösterirler. Temel kişilik kibar, sakin ve temkinli ise, ikinci kişilik kaba, faal ve uçarıbir
özellik gösterir. Bazı bireyler bir - iki - üç hatta dört kişilik gösterir. Genellikle, her zaman olmasa bile, her kişilik öbür kişilerden haberdar değildir. Çoklu kişilik, nevrotik davranış yapısına sahip olsa bile, kişiliğin bilinç yönü gerçekle bağını koparmamıştır. Çoklu kişilik vakaları çok ender de bulunsa, medya tarafından çok işlenmişbir konudur.
 
204f1455-45f4-45c1-ba2e-10403818cc44-1.jpg   Engellilerin Yasal Hakları
 
Engellilerin yasal hakları hakkında detaylı bilgi almak için tıklayınız.
 
40d680d3-a7d9-47e1-9109-42234e344813-1.jpg   Kekemelik
 
Kekemelik konuşma akıcılığı ile ilgili bir iletişim bozukluğudur.Her kekemelik bir diğerinden farklıdır. 
        Kekemelik bir hastalık mı?
        Hayır kekemelik bir hastalık değil  

KEKEMELİĞE NELER YOL AÇAR?
Kekemeliğin nedenleri konusunda ileri sürülen görüşler oldukça değişik ve çoktur.
Kimi uzmanlar, kekemeliği yapısal bir bozukluk olarak ele alırken kimi uzmanlar genetik kimi uzmanlar çevresel nedenlerle etkilendiğini söylüyor.
 
KEKEMELİK HANGİ YAŞTA ORTAYA ÇIKAR?

Kekemelik genellikle dil gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkar.(2-6 yaş) 
Bazı durumlarda, okul çağında ilk kez görülebileceği dibi,nadiren yetişkinlikte de ortaya çıkabilir.

KEKEMELİK CİNSİYETE GÖRE FARKLILIK GÖSTERİR Mİ?

Evet, kekemelik erkek çocuklarda,kız çocuklarına nispeten daha yaygın olarak görülür.

SÜREKLİLİĞİ VE ŞİDDETİ, KEKEMELİK SÜREKLİMİDİR?

Hayır…..Kekemeliği olan insanların konuşmalarının akıcı ve düzgün olduğu zamanlarda vardır.Örneğin; iletişim ile ilgili kaygının olmadığı ortamlarda,şarkı söylerken,şiir söylerken v.b.gibi.
 
ÇOCUĞUN KEKEMELİĞİ SINIFTA TARTIŞILMALI MI?
Evet…. Ancak öğrencinin ve ailesinin izni olursa o zaman yapılabilir.

ARKADAŞLARI ALAY ETTİĞİNDE NELER YAPMALIYIZ?
Yapılan etkinliklerden olan sonra böyle alay eden öğrenciler var ise bu öğrenciler ile rehber öğretmenler bireysel olarak görüşme yapabilir.
 
GECİKMİŞ KONUŞMA

Konuşma organlarının hazır hale getirilmesi için yapılacak çalışmalar.

1-     Nefes Çalışmaları
            Masa üstündeki peçeteyi üfleyerek hareket ettirme
 Aynaya üfleyerek buhar (buğu) yapma
 Suyu üfleyerek dalgalandırma
 Kamışla su veya sıvı içme,üfleme
 Mum üfleme
 Mızıka, flüt gibi müzik aletleri ile denemeler yapma
 Pinpon  Topunu üfleyerek  masadan düşürme
 Islık çalma
 Balon şişirme
 İpe pamuk, oyuncak asıp üfleyerek hareket ettirme v.s.
 Fısıltı çalışması (fıssssssssss fısssss)

ÖĞRENMEYE HAZIRLIK BECERİLERİ İÇİN

  1. Göz göze gelme
  2. Dokunma
  3. Dikkat kontrolünü sağlama
  4. Ortak ilgi oluşturma gibi becerileri sağlayın.

Hazırlayan:
Özel Eğitim Uzmanı Sima ASLAN

 
Tüm Eğitimler... Tüm Danışmanlık Hizmetlerimiz...
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left
Fotoğraf Galerisi
page_bottom_left
 
 
SARIYER Yağmur Çocuklar Aile Drama Etkinlikleri
 
 
Yağmur Çocuklar 10 Nisan Polis Haftasını Kutladı
 
 
SARIYER Yağmur Çocuklar Şubat 2012 Aylık Bülteni
 
 
ÜCRETSİZ TEKERLEKLİ SANDALYE DAĞITIMI
 
 
SARIYER Yağmur Çocuklar Aralık 2011 Aylık Bülteni
 
 
SARIYER Yağmur Çocuklar Ocak 2012 Aylık Bülteni
Tüm Fotoğraf Albümleri...
page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left
Video Galerisi
page_bottom_left
   
SARIYER Yağmur Çocuklar, Aile Semineri
   
8 Mart Kadınlar Gününe Özel Şarkı
   
Atla Terapi; Görüşler Röportajlar
   
Hippo Terapi
   
Down Sendromu
   
Kurumdan Görüntüler
Tüm Videolar...
page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left
page_bottom_left
Linkler
page_bottom_left page_bottom_left
Yağmur Çocuklar Dergisi
page_bottom_left
          
page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left page_bottom_left